Metabolik sendrom nedir?

Metabolik sendrom dünyada giderek daha fazla sayıda insanı etkileyen önem­li bir rahatsızlık olmaya devam ediyor. Bu rahatsızlığın artışında yaşam tarzının ve beslenme alışkanlıklarının etkisi ile beraber kalıtımla gelen bazı özellikler de rol oynamaktadır. Bu rahatsızlığın temelinde insülin ve kan şekeri düzenlemesini ilgilendiren metabolik bir yatkınlık yatmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü tanımlamasında metabolik sendrom bileşenleri; şeker hastalığı varlığı (diyabet) veya şeker metabolizması ile şeker regülasyon bozukluğu ile insülin direnci yanında hiper­tansiyon, kan lipidlerinde yükselme, santral obezite olarak adlandırılan kilo artışı ve mikroalbuminüriden en az ikisinin olmasıdır. Bu konu ile uğraşan bir diğer grup ise daha numerik bir yaklaşımla bel çevresi ölçümleri ile belirlenen ve “abdominal veya santral obezite” olarak adlandırılan şişmanlık türü, kanda trigliserid yüksekliği, iyi kolesterol yani HDL kolesterol seviyesinde düşmeler, kan basıncında artış ve açlık kan şekerinde yükselmelerden en az üçünün bir arada olması ile metabolik sendrom olduğunu belirler. Her iki tanımlama da sonuçta bazı kötü gidişatları belirleyicilik yönünden benzerdir.

Metabolik sendromun uzun dönem riskleri nelerdir?

Metabolik sendrom başlangıçta çok fazla anlaşılır olmasa da yaş ilerledikçe kalp hastası olma veya şeker hastalığı yakalanma olasılığını arttıran bir durumdur. Yani bozulma başlıyor ve süreç oturduktan sonra kendini sinsi ilerleyen bir formda belli ediyor. İşte bu erken fark edilmeyen ve önlem alınmadığı durumda ve hatta daha da kötüsü  farkına varıp ciddiye alınmadığı hallerde koroner hastalıklar ilerlemekte, damar rahatsızlıkları ve hipertansiyon artık dönüşü olmayacak boyutlara taşınmakta ve sıklıkla tip II diyabet yatkınlığı aşikar diyabete  çevirmektedir. Yıllar önce  adından bile söz edilmeyen bu sendrom günümüzde bir salgın hal almıştır. Aslında metabolik sendrom çağımızın endüstrileşme ve kentleşme gereği ile ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Daha açıkçası gününü sıkışık ama aslında atıl yaşayan, düzensiz ve hızlı atıştırmalarla beslenen gerçekte var olmayan stresi yaşayan ve sonucunda aslında hareketsizliğe gömülmüş depresif modda yaşayan günümüz kent insanının rahatsızlığıdır. Bunun akabinde abdominal yağlanma ilk belirti oluyor. Dikkatli ve anlamaya çalışan bir bakışla bunu tespit etmek ve başlarken yakalamak mümkün.  Aksi takdirde zamanla kan yağlarında tedrici artışlar, ortaya çıkar. Kan basıncında önceleri oynamalar ve kontrolünde güçlükler belirir. Bu damar hastalıklarının ön belirtisidir. Böyle devam ettiğinde kalp damarları tıkanacak ve şeker hastalığı ortaya çıkacaktır.

Gelişmiş ülkelerin modern şehir hastalığı gibi algılanabilecek bu hastalık günümüzde nerede ise 4 erişkinden  1 inde görülmektedir. Bu ileride yetişkinlerin %25 inde kalp hastalığı veya diyabet oluşacak anlamındadır. Önlem alınmaz veya bilinçlendirme yapılmaz ise metabolik sendrom sigaradan sonra kalp ve damar hastalığı açısından en büyük risk faktörü olacak gibi görünüyor.

Kadınlarda ve erkeklerde farklılıklar oluyor mu?

Kadınlarda metabolik sendrom daha ziyade “polikistik yumurtalık”ları olan kişilerde oluyor. Çünkü bu kişilerde daha fazla oranda insülin direnci mevcut. Bunun yanında bu hastalarda hormonal dengesizliklere bağlı adet bozuklukları da ortaya çıkabiliyor. Yağ metabolizmasındaki değişikliklere de bağlı olarak ciltte yağlanma, kıllanma, akne formasyonu oluyor. Bel kalça oranları bel kalınlaşması lehine bozuluyor. Yani abdominal yada santral obezite gelişiyor. Sonuçta geniş omuzlu kalın belli genellikle dar kalçalı fenotip ortaya çıkıyor. Bu hastalar bazen çok uzun süreler adet görememe sıkıntısı yaşayabiliyor. Bu durum onları yumurtalıklarda hormon kistleri oluşumu içinde yatkın kişi kılıyor. Erkeklerde hormonal etkilenme ve fenotip değişikliği beklenmediğinden aslında kadınlarda bu olayı fark temek daha kolay.

Çocuklarda metabolik sendrom olur mu?

Metabolik sendrom aslında ilk olarak erişkinlerin bir sorunu olarak ortaya çıktı. Ancak son yıllarda çocukluk döneminde özellikle  adolesanlarda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocuklarda ve adölesan döneminde görülme sıklığı obezite sıklığındaki artışa paraleldir. Buda aynı temelden kaynaklandığını yani insülin direnci varlığını düşündürür. Metabolik sendrom tanısında çocukluk döneminde de aynı tanı kriterleri kullanılmaktadır ancak yeni kriterlerin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Ailesinde özellikle tip II diyabet hastalığı olanlar veya metabolik sendrom tespit edilmiş ebeveynleri olan çocuklar, erken yaşta santral obezite geliştirenler, polikistik overli kız çocukları gibi insülin direnci varlığı olabilecekler risk grubunu oluşturur. Bu risk grubundaki çocukları erken  tespit ve alınacak tedbirlerle gelecekte gerçek hasta olmadan kurtarmak mümkündür. Bu anlamda halka iyi bilgilendirme verilmesi ve broşürler hazırlanması birincil  önlemlerden olacaktır.

Metabolik sendromda tedavi nedir?

Metabolik sendromun bahsi geçen her bir bileşeninin ayrı ayrı kontrolü için günümüzde güvenli farmakolojik ajanlar mevcuttur. Kan basıncının öngörülen sınırlara düşürül­mesi, aşikar diyabeti olan hastalarda kan regülasyonunun uzun soluklu sağlanması ve lipid profilinin uygun hale getirilmesi için birçok ilaç mevcuttur. Ancak tedavi başarısında esas olan bu hastaların yaşam stilinde major değişikliklere yönelmesidir ki bu da  düzenli egzersiz ve diyettir. Sağlıklı yaşam konusunda hastaların eğitilmesi şart­tır.

Obezitenin ve yarattığı sorunların giderilmesi için başlangıç tedavisi ve en önemli adım kilo vermedir ve ilk hedef ideal kiloya kısa sürede götüren yıkıcı diyetler olmayıp ilk 6 ay içinde total kilodan %10’unun kaybedilmesidir. Dü­zenli egzersizler kilo vermeyi kolaylaştıracak ve tekrar kilo almaya engel olacaktır. Vücut kütle indeksi ≥ 30 kg/m2 olan­larda kilo vermeye yardımcı ilaçlar kullanıla­bilir ve bazen daha ağır kilo azaltıcı cerrahi giri­şimler yapılabilir.Egzersiz, kilo verme, diyet regülasyonu gibi tüm çabalar insülin direncini de azaltacaktır ve kısır döngü kırılarak iyileşme daha kolaylaşacaktır. Bazen insülin duyarlılığını artırıcı ilaçlar da kullanılabilir. Bunun yanında metabolik sendromun yarattığı pıhtılaşma sistemindeki aksaklığın ve bunların yan tesirlerinin giderilmesi için kullanılacak aspirin oldukça etkili gö­rünmektedir. Aspirin, koroner olayların korumasında etkilidir ve metabolik sendromda korumada kullanılabilir. Metabo­lik sendromu her yönüyle anlamak ise hekimlerin top­luma daha yararlı olmalarını sağlayacaktır.

Prof. Dr. Gürkan ZORLU
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı
Minimal İnvaziv Cerrahi (Laparoskopi ve Robotik Cerrahi)