Kolesterol Nedir?

Son yıllarda iyice hissedilen sosyal kültürel değişikliklerin yansıması olarak beliren beslenme bozuklukları beraberinde vücut yağ dağılımında değişikliği ve kolesterol seviyelerinde de oynamaları getirdi. Bu yeni beslenme tipi ve alınan besinlerin özelliği obeziteyi ve risklerini de davet ediyor halde. İşte bu nedenle global tehdit olarak beliren şişmanlık ve ileri safhaları sistemik hastalıklara neden olan kolesterol sorununu yarattı.

Kolesterol vücudumuzda birçok hücre içi ve dışı yapıda var olan yapıtaşıdır. Bunun yanında hepimizin en çok ilgisini çeken hormonların yapımında da ana madde olarak rol oynar. Vücudumuzda sayılamayacak kadar fazla bulunduğu ve hücre, doku ve dokuların bir arada oluşturduğu sistemlerde rol aldığı bilinmektedir. Kolesterol ve alt tipleri aslında oldukça gerekli ve faydalı yağlardır ancak miktarlar normal sınırları aştığında sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu yağlar suda çözünmediğinden kan dolaşımında serbest dolaşamazlar ve proteinlere bağlıdırlar. Bu dolaşan yapıya lipoprotein denir.

Kolesterol tipleri neler?

Kolesterol dolaştıran proteinler yani lipoproteinler diyetle alınan yağları barsaklardan alıp taşıyan en büyük yapı olan şilomikronlardan başlarlar. Ayrıca sentez edilen yağları dokulara taşıyan çabuk yıkılan çok düşük yoğunluklu lipoproteinler vardır bunlara ingilizce karşılığından kısaltma bizlerinde kullandığı VLDL denir. Bu ikisinden başka en populer olanlardan kan kolesterolünün %70 ini taşıyan küçük olup kan damarlarına kolayca nüfuz edebilen düşük yoğunluklu kolesterol yani LDL vardır. Bu kan damarlarına yerleşebildiği için KÖTÜ kolesterol olarak da bilinir. İYİ kolesterol ise artan yağları safra atığı olarak atmak veya tekrar VLDL olsun diye karaciğere nakleden yüksek yoğunluklu kolesteroldür ve HDL olarak bilinir. İyi kolesterol denmesinin nedeni bir anlamda kolesterolü kandan uzaklaştırması ve karaciğere taşımasıdır.

Yüksek kolesterol nedir?

Kan kolesterol düzeyinin 200 mg/dl altında olması istenilen bir değerdir ancak LDL ve HDL düzeyleri de ölçülmelidir. LDL yüksek ise risk artmış demektir. Bu rakam 130 mg/dl altında olmalıdır. HDL nin ise yüksek olması koruyucudur ve bu rakamında en az 35 olması istenir. Ortalama HDL düzeyi kadınlarda erkeklere göre daha yüksektir ve buda erkeklerde koroner kalp hastalıkları ve damar hastalıkları riskinin 7 kat fazla olmasına neden olur.

Nasıl zarar verir?

Kanda yüksek miktarlarda bulunan kolesterol yıllar içinde damar duvarında birikir ve zamanla daralma ortaya çıkar. Bu daralma başlarda küçük iken her birikim ve daralma zamanla küçük pıhtıların oluşması ve organizasyonuyla aynı tıkanıklığın üzerine yine yeniden yağların ve diğer hücrelerin birikimi ile plakların oluşmasına neden oluyor. İşte bu plaklar kalıcı olup geri dönüşümü beklenmiyor. Buna “arteriyoskleroz veya ateroskleroz” denir. Bu plaklar her türlü damar yapısında olabilir ve bulunduğu yere göre tehditler oluşturur.

Kolesterol artışı ne risklere neden olur?

Kalp krizi

İnme (felç;hemipleji)

Hipertansiyon

Damar tıkanıklığı ve

Kronikleşmiş organ yetmezliği

Bacak damarlarında tıkanıklık ve sorunlar

Göz damarlarında sorunlar

Böbrek yetmezliği

Santral sinir sistemi işlev bozuklukları

Barsak sorunları

 

Hiperkolesterolemi ve bilinen kardiak risk faktörleri nelerdir?

Kalıtımsal yatkınlık ve hiperkolesterolemi

Kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, hırslı ve takıntılı kimseler)

Fazla miktarlarda hayvansal gıda tüketimi

Aşırı kuruyemiş

Hareketsiz yaşam tarzı (ofis hayatı)

Stres (LDL yükselir)

Obezite ve yağlı beslenme

Tip II Diabet

Hipotiroidi

Sigara ( damar cidarında bozulmalara nedendir)

Fazla miktarlarda alkol tüketimi

Yaşlanma

Erkek cinsiyet

Menopoz (östrojen deplesyonu)

Sistemik hastalıklar

Hipertansiyon

Ne yapılmalı?

Kolesterol düzeyleri her 5 yılda bir 20 yaşından başlayarak ölçülmeli ve 240 ve üzerinde değerlerde gerekli önlemler alınmaya başlanmalıdır. Aktivite artışı ve diyette regülasyon en azından kolesterolde %15 azalmaya neden olacaktır. Bu da kardiak riskini en azından yarıya kadar indirecektir.

Temel prensibimiz ne olmalı?

Temel yaklaşımımız LDL kolesterolü 130 ve altına indirmek olmalı. Ancak hali hazırda kalp hastalığı olup olmadığı oldukça önemlidir. Kalp hastalığı ve damar lezyonlarının varlığından şüphelenilen kimselerde bu düzey daha aşağıda olmalı.  Öncelikle yaşam stili değiştirilmeli ve buna yemek alışkanlıkları da dahil edilmelidir. Daha aktif ve hareketli bir yaşam modeli oluşturulmalı ve stresten uzak durulmalıdır. Günaşırı yapılacak ve 20 dakikanın üzerindeki egzersizler hem bazal metabolizmayı yükseltecek hem de kişilerde moral takviyesine neden olacaktır. Bu egzersizin yoğun ve yorucu olması tercih edilmez.  Sigara içilmemeli ve aşırı alkol alımı durdurulmalıdır. Sonuçta içten, güler yüzlü, aktif ve  stressiz yumuşak bir yapı sağlanıyor. Beslenmede ise öncelikle doymuş yağlardan fakir bir diyet, sebze, meyve tercih edilmeli. Yağı azaltırken kullanılacak yağ için doymamış yağdan zengin sıvı yağlar tercih edilmeli ve kızartmalardan uzak durulmalı. Kırmızı et, sakatat ve diğer hayvansal yağ içeriğinden uzak durulmalı. Zayıflama ve karın çevresinin azaltılması da önemlidir. Bu psikolojik olarak da destek olacaktır. Haftada 1 kilo 1.5 kilo kaybı üzerine geçilmemelidir. Bunun dışında ilaçlar da kullanılabilir. Geliştirilmiş olan bu ilaçlar yağ metabolizmasını düzeltirler. Bunlardan son yıllarda en revaçta olanlar statinlerdir. Ancak bunların hiçbiri doktor tavsiyesi dışında kullanılmamalı.

 

Prof. Dr. Gürkan ZORLU
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı
Minimal İnvaziv Cerrahi (Laparoskopi ve Robotik Cerrahi)